Kolesterol ve Sarılık, Safra Üretimiyle Nasıl İlişkilidir?

Karaciğerin ürettiği, yaşam için hayati önem taşıyan safranın oluşumu, yapısı ve vücuttaki etkileri.


Safra sözcüğü, dilimizde istenmeyen, taşınması ağır olan ve kabul edilmeyen bir yük anlamında ele alınır. Denizcilikte tekneleri dengede tutan, Nevşehir'in uçan balonlarında ise gerekli zamanlarda atılabilen lüzumsuz bir ağırlık olarak karşımıza çıkar. Osmanlıcada sarı anlamına gelen bu kelime, Latincede "bilis" olarak kullanılır ve kanda ölçülen bilirubin maddesinin isminin de buradan geldiği düşünülmektedir. Taşınması zor bir yük gibi algılansa da doğanın muhteşem organizasyonu sayesinde safra, vücuda inanılmaz fayda sağlayan ve yokluğunda büyük problemlerin yaşanabileceği, karaciğer tarafından üretilen bir maddedir. Aslında vücudumuzun oluşturduğu atık malzemelerden üretilen, sistemin olmazsa olmaz bir parçası olarak değerlendirilir.

Safranın içeriğine bakıldığında üç temel elementten oluştuğu görülür ve bunlardan ilki kolesteroldür. Bu madde, dahiliye uzmanlarına gidildiğinde "aman kolesterolünüzü yükseltmeyin, iyi kolesterolünüzü yükseltin" denilen kolesteroldür. Aslında vücudun ve safra kesesinin en temel taşlarından bir tanesidir. Karaciğer içerisinde parçalara bölünen kolesterol, kolik asit ve dezoksikolit asit adı verilen iki elemente ayrılır. Bunlar, vücudumuzun nörovejetatif sisteminin de kullandığı taurin ve glisin ile birleşerek safra tuzlarını oluşturur. Safranın temel taşını oluşturan safra tuzları, yağ metabolizmasının vazgeçilmez bir öğesidir. Safra tuzları oluşmadığında yağ metabolizması gerçekleşmeyeceği için A, D, E ve K vitaminlerinin emilemeyeceği, bu durumun ağır yağlı ishallere ve ciddi sistemik problemlere yol açabileceği ifade edilir.

Safrayı oluşturan üçüncü eleman ise bilirubindir. Bilirubin, dikkat çekici bir şekilde aslında bir çöp, yani atık bir üründür. Hayatın öz suyu olan kanımızdaki kırmızı hücrelerin (eritrositlerin) ortalama yaşam ömrünü tamamlayıp parçalanması sonucunda ortaya çıkar. Eritrositler parçalandığında hem ve siderin olmak üzere ikiye bölünürler. Hem, vücut tarafından kullanılan bir demir bileşiğidir. Siderin ise biliverdine dönüşür. Örneğin cilt altında oluşan bir kanama önce kırmızıdır, ardından vücut onu absorbe ederken biliverdin sayesinde o kırmızılığın yavaş yavaş yeşile döndüğü görülür. Bu biliverdin de bir süre sonra en direk bilirubine dönüşür.

Bir artık ürün olan en direk bilirubin, kandaki albümine yüklenerek doğrudan karaciğere taşınır. Karaciğerde kimyasal bir işlemden geçirilip konjüge edilerek direkt bilirubin haline getirilir. Direkt bilirubin; daha önce bahsedilen kolesterol ve safra tuzlarıyla birleşerek safranın oluşumunu sağlar. Üretilen safra, karaciğerden ana safra yoluyla (koledok) bağırsaklara dökülür. Burada bilirubinin bir kısmı parçalanarak ürobilinojene dönüşür. Ürobilinojen, böbreklerden idrar yoluyla atılarak idrara rengini verirken, bir kısmı kullanılmak üzere vücuda tekrar geri emilir. Diğer kalan kısım ise dışkı yoluyla atılır ve dışkının kahverengi rengi bu maddeyle meydana gelir.

Karaciğer hastalıkları, enzim eksiklikleri, siroz ve özellikle hepatit durumlarında birtakım üretim problemleri ortaya çıkar. Karaciğer, bilirubini ve safra tuzlarını yeteri kadar işleyemediğinde artık madde olan bilirubin kanda yükselmeye başlar. Vücudun çöplerinden üretilen ancak inanılmaz faydalı olan safranın kanda yükselmesi, toplumda sarılık olarak bilinen önemli bir belirtinin işaretidir.

Yeni doğan çocuklarda görülen fizyolojik sarılık durumunda, anne karnından getirilen eritrositlerin süratli parçalanması nedeniyle sarılığı oluşturan bilirubin kanda inanılmaz derecede yükselebilir. Bu durumun hekim kontrolünde olmaması ve gerekli işlemlerin yapılmaması halinde, bilirubinin beyinde yerleşerek kernikterusa kadar giden beyin harabiyetlerine neden olabileceği düşünülür. Malzeme üretimindeki bu fazlalığın, eritrositlerin aşırı parçalandığı hemolitik kan hastalıklarında da görüldüğü ve fazla miktardaki bilirubinin kanda birikerek beyin sistemine yerleşmesi neticesinde çeşitli problemler yaratabildiği ifade edilir.


Bu içerik RG 33075’e uygun olarak hazırlanmış genel bilgilendirme niteliğindedir. Kişiye özel durumlar için kendi hekiminize danışın.

Photo by Timur Garifov on Unsplash