Yediğimiz Kaya: Tuzun Kimyası ve Çeşitleri
Sodyum ve klorun tehlikeli birleşiminden yaşam kaynağına dönüşümü, deniz ve kaya tuzu arasındaki farklar ve sağlık üzerindeki etkileri.
İnsanoğlu normalde kaya yemez ancak bir tuz taşı olan sodyum klorürü yer. Bu taş, insanlığın sağlığı ve iyiliği için kullanılan özel bir kimyasaldır. Ancak bileşenlerine baktığımızda durum şaşırtıcıdır. Sodyum; müthiş patlayıcı, tehlikeli ve yakıcı bir elementtir. Klor ise nefes alındığında akciğerleri adeta parçalayan ve toksik etkileri olan bir malzemedir. İnsan için son derece tehlikeli olan bu iki element, ateşle barut gibi bir araya geldiğinde insan için vazgeçilmez ve barıştırıcı bir malzeme olan tuza dönüşür.
İnsanoğlunun vücudunda yaklaşık 250 gram civarında sabit olarak bulunan tuz, devamlı harcanır ve yerine yenisi konur. Peki, bu tehlikeli maddeler nasıl bir arada durabiliyor? Klor, önce bazı kimyasallar ile birleştirilerek katı hale getirilir, bu katı form suyla temas ettiğinde bir elektron alarak klorüre dönüşür. Örneğin havuzlara veya içme sularına katılan klor suyla temas ettiği andan itibaren elektron alarak yavaşça klorür haline geçer. Başlangıçta mikrop öldürücü ve zehirli etkisi olan bu malzeme, klorüre dönüştüğünde etkisini ve zehirlilik oranını kaybederek kanımızda yararlı bir element olan klorür haline gelir.
Kimyasal tahlillerde genellikle sodyum, potasyum ve klorür dengesine bakılır. Klorür seviyesi kanımızda belirli bir dengede olmalıdır. Eğer klorür yukarıya doğru çıkarsa, bu durum asidoz beslendiğinizi yani ketojenik bir diyet uyguladığınızı gösterebilir. Tam tersi şekilde klorür miktarı azaldıkça vücudun pH değeri 7.4'ün üzerine çıkmaya başlar. Vücut pH'ının 7.4 civarında olması kimyasal işlemler için kritik bir ölçüttür. Akdeniz diyeti gibi alkali beslenme şekilleri pH'ı yükseltebilirken, sürekli ve aşırı protein tüketimi pH'ı düşürerek ketoasidoz tablosuna yol açabilir. Bu nedenle , klorür ve potasyum dengesine dikkat etmek önerilir.
Tuz çeşitlerine gelince, deniz tuzu ile kaya tuzu arasında belirgin farklar vardır. Deniz tuzu; magnezyum, potasyum, çinko, bakır gibi denizin ihtiva ettiği tüm elementlerin tuzlarını, algleri ve yosunlardan gelen gıda artıklarını barındırır. Geniş bir tuz skalasına sahiptir. Akdeniz'in kayalıklarında biriken suların kurumasıyla elde edilen orijinal deniz tuzunu kullanmak, adeta denizi yemek ve içmek gibidir; bu tuzun tansiyonu çok fazla yükseltmediği de söylenir. Ancak son dönemlerde denizlerdeki mikroplastik atıkların artması düşündürücüdür.
Kaya tuzu ise %99 oranında sodyum klorür içerir, ancak bulunduğu coğrafyaya göre içinde başka tuzlar da bulunabilir. Kaya tuzları, dışarıdaki etkenlerden ve denizdeki mikroplastiklerden uzak kalmış bir tuz biçimidir. Ayrıca kaya tuzlarının çıkarıldığı mağaralarda astımlı hastaların bir iki gün istirahat etmesiyle hastalıklarının düzeldiği yönünde yorumlar ve yayınlar mevcuttur. Kaya tuzunun havaya karışma özelliği vardır ve sistemdeki elektronik atıkları, negatif enerjiyi kendi üzerine absorbe etme yeteneğine sahiptir. Tuz lambalarının kullanım amacı da budur.
İyot konusuna değinmek gerekirse, deniz tuzundaki iyot uçucu olduğu için zamanla azalabilir ancak her tuzda bulunduğu yere bağlı olarak belirli ölçüde iyot vardır. Eğer tiroid hormon çalışma fazlalığınız (tirotoksikoz) söz konusuysa iyotlu tuz kullanımı son derece sakıncalı olabilir. Ancak genel olarak sularda iyot miktarı düşük olduğundan gıdalarda ve tuzlarda iyot katkısı bulunur.
Son olarak, doğal tuzu tanımanın basit bir yolu vardır. Tuz aslında higroskopik , yani suyu çeken bir malzemedir. Tuzun akması için mutlaka kimyasal işlemlerden geçmesi gerekir; bu süreçte bazen alüminyumlu preparatlardan istifade edildiği konuşulur. Eğer bir restoranda tuzu çevirdiğinizde tuz akmıyorsa, o doğal bir tuzdur ve rahatlıkla tüketilebilir.