Hayatın Sıfır Noktası

Basınç, derinlik, yükseklik ve yaşam döngüsünün hatırlattıkları


Muhteşem ülkemin mavi vatanında , sulardayız. Deniz, tuzları, amino asitleri, serinliği, basınç ve ısı farkıyla kalbimizi, beynimizi ve dolaşım sistemimizi yeniden çalıştırır gibi... Anne karnındaki o güvenli sarmalı hatırlatan bir huzur bırakır.

Hayatın sıfır noktasında, deniz seviyesinde, bir atmosfer basınç altında yüzüyoruz. Sahile baktığınızda binlerce yıl öncesinden kalan, sahiplenilmiş ama sonra doğaya terk edilmiş, yıkılmış, mükemmel yapıları görürsünüz. Likya’nın başladığı yer... Tarihin sulara gömüldüğü bir görsel.

Denizin dibine on metre indiğinizde, iki atmosfer basınca ulaşırsınız. Yaşadığınız düzenin iki katı... Basınç artar, beden buna göre çalışır, oksijen eriyik haline gelmeye başlar. Yükseklere çıktığınızda — bin, iki bin metre yükseklikte — bu kez basınç düşmeye başlar. Yanakları kızaran dağ insanlarını oksijen fazlalığıyla açıklarsınız belki, oysa gerçek, oksijen eksikliğidir. Basınç azalınca akciğerlere hava daha az dolmaya başlar, vücut sizi hayatta tutmak için oksijen taşıyan eritrosit sayısını artırır.

Sonra tekrar aşağı inersiniz. Bir atmosfer basınca. Bu kez fazla eritrosit nedeni ile oluşacak bir emboli, akciğerleri, kalbi ya da beyni tıkayabilir. Doğa böyle çalışır: ritimle, dengeyle, uyumla.

İnsan bu ritmi zorladığında — coğrafyasından farklı derinliklere, farklı yüksekliklere çıktığında — bedeni zorlanır. Aynı şey zihin için de geçerlidir. Olağan duyguların dışına taşmaya çalıştığınızda, doğanın dengesi ile ters düşer ve beklenmedik sonuçlarla karşılaşırsınız.

Bu yüzden yaratılışın kutsallığına, mükemmelliğine, estetiğine ve uyumuna dikkat ederek yaşamak gerekir. Hayat, doğanın ritmine uyum sağladığımızda güzelleşir.


Bu içerik RG 33075’e uygun olarak hazırlanmış genel bilgilendirme niteliğindedir. Kişiye özel durumlar için kendi hekiminize danışın.

Photo by Oscar Sky on Unsplash