Nasıl Geldik Bu Dünyaya?

Salisenin binde biriyle gelen varoluş hediyesi!


İnsanın varoluşunu anlamak için hikâyenin başına, yaratılışın anatomisine ve fizyolojisine bakmak gerekir. Bir kadının dünyaya gelirken getirdiği yumurta sayısı sabittir; her iki over arasında eşit olarak paylaşılır. Yani, bir kadın dünyaya yumurta mirasıyla gelir. Eğer bir over kaybedilirse, yaşam boyunca diğer tarafta kalan yumurtalarla devam edilir. Oysa erkekte sperm sayısı sabit değildir; her ejakülasyonda yaklaşık 50 ile 100 milyon arasında sperm mevcuttur. Ve bu milyonlarca spermin arasından yalnızca biri, sizi siz yapan genetik birleşmeyi gerçekleştirir.

Dünyaya gelebilmek için doğru anın yakalanması gerekir. Kadında her ay yalnızca bir kez yumurtlama olur. Genellikle 28 günlük bir döngünün ortasında, yani 14. gün civarında gerçekleşir. Bazı durumlarda bu birkaç gün ileri ya da geri kayabilir. Yumurta, karnın içine bırakıldıktan sonra,, fimbria adı verilen bağcıklar tarafından fallop kanalına çekilir. Bu yumurtanın ömrü yalnızca 6 ila 10 saattir.

Spermin ömrü ise yaklaşık 48 saattir. Döllenmenin gerçekleşebilmesi için bu iki süre birbiriyle kesişmelidir. Mlilyonlarca sperm rahim ve fallop kanalından geçerken, yalnızca biri yumurtaya ulaşır. O sperm, sizi siz yapan, varlığınızı başlatan tek hücredir. Yumurtaya girdikten sonra, diğer spermlerin girmesini engelleyen bir mekanizma devreye girer. Nadiren iki sperm aynı anda girerse, bu durumda tek veya çift yumurta ikizlerinden söz edilir.

Bu zamanlama yalnızca yaşamın başlangıcı için değil, aynı zamanda doğum kontrolü ve sağlıklı döllenme için de önemlidir. Sperm 48 saat yaşar, yumurta 10 saate kadar; bu kısa kesişim anı, varoluşun mucizesinin tam merkezidir.

Yaşamın devamı için yumurta ve sperm kalitesi, sağlıklı bir yaşam biçimine bağlıdır. Beslenme düzeni, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, bedene iyi bakmak; gelecek nesillerin sağlığı için de temeldir. Gebelikte önerilen kilo artışı ortalama 10 kilo civarındadır. Bu yalnızca kilo açısından değil, bebeğin doğru ve çeşitli besinlerden faydalanabilmesi açısından da önemlidir. Folik asit, demir ve protein açısından zengin gıdalar, özellikle nörolojik gelişim için önem taşır.

İnsanı var eden an, o en kısa andır. Bu yüzden zaman kavramına dikkatle yaklaşmak gerekir. Yaşam biçimini doğru kurgulamak, hem kendi sağlığını hem de gelecek nesilleri korumak anlamına gelir.

Her yaşın kendine özgü bir sağlık anlayışı vardır. Genetik yapı ve yaşam tarzı arasındaki denge bozulduğunda, epigenetik değişimler ortaya çıkar. Genetik olarak taşınan bir risk, kötü yaşam biçimi, bağımlılıklar, stres veya sürekli ilaç kullanımıyla birleşirse kromozom kırılmaları meydana gelir. Bu durum hastalık risklerini artırabilir.

Yaşam biçimini dikkatle seçmek, yalnızca birey için değil, gelecek nesillerin sağlığı için de belirleyicidir. Çünkü genetik yapı sabit olsa da yaşamdaki davranış biçimlerimiz, epigenetik kırılmalara yol açabileceği için yaşamı koruyup geliştirmek yaşamın içindeki seçimlerle ve davranış biçimlerimizle belirlenir.

İçimizdeki hekimin sesini hep dinlemek gerek. Bedenin neye ihtiyacı olduğunu, ne yapması gerektiğini aslında içimizdeki o hekim bilir. Ancak uyumsuz davranış biçimlerimiz onu bastırır, değiştirir, dinlenmez hale getirirse ve zaman yanlış kullanılırsa, kışın ortasında kayısının çiçek açmasını beklemek ile eşdeğer bir yanılgıya düşme riski oluşabilir.


Bu içerik RG 33075’e uygun olarak hazırlanmış genel bilgilendirme niteliğindedir. Kişiye özel durumlar için kendi hekiminize danışın.

Photo by Agê Barros on Unsplash